Nagehan ALÇI : Bakan Mahmut Özer'i çok takdir ediyorum.

“Evlatlarımızın hakkı yeniyor. Bu şeytanlarla hesaplaşmak boynumun borcu.”

Bu cümleyi Kemal Kılıçdaroğlu dün MEB’in kapısında sarf etti.

Hangi gerekçe ve nerede olursa olsun böyle bir düşmanlaştırma ve gerginleştirme dilinin çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

Devlette partizan işe almalar ve nepotizm olayının ciddi boyutlara geldiği açık. Bu konuda iktidarın tutumu kabul edilemez.

Fakat “şeytanlar” diye MEB yetkililerini hedef göstermek mağdurlara faydalı bir tutum mu?

Çarşamba günü Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’den randevu talep ettiğini açıklayan CHP Genel Başkanı daha sonra sosyal medya hesabından ertesi gün 13’te MEB’in kapısında olacağını duyurdu.

Aynı akşam bu minvalde bir mesaj daha attı.

Dün bu mesajlardan sonra yaşananları biliyorsunuz.

Bakanlığın kapısına giden ama içeri alınmayan bir ana muhalefet lideri, karşılıklı açıklamalar, yeni bir siyasi polemik…

Peki buna gerek var mıydı?

Sayın Kılıçdaroğlu iddia ettiği mülakatlarla ilgili bilgi almak için farklı bir yol deneyemez miydi?

Size Çarşamba günü Kemal Bey’in randevu isteme sürecini adım adım anlatayım:

Sayın Kılıçdaroğlu’nun özel kalemi Bakan Mahmut Özer’in özel kalemini aramış, yani Kemal Bey doğrudan Bakan’ı aramamış.

O sırada Bakan Özer, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı toplantısındaymış. Yani bakanlık dışında.

Mahmut Özer’in özel kalemi Kılıçdaroğlu’nun özel kaleminden gelen randevu talebini not almış ancak henüz herhangi bir geri dönüş yapma fırsatı olmadan Kılıçdaroğlu sosyal medyadan ertesi gün saat 13’te Milli Eğitim Bakanlığı'na gideceğini bildiren bir açıklama yayınlamış, sonrasında akşam kışkırtıcı tonu daha fazla ikinci bir açıklama daha gelince Mahmut Özer bu üsluba karşı randevu vermeyi doğru bulmamış.

Sevgili okurlar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Milli Eğitim Bakanlığı'na gidip içeri alınmaması yalnızca iktidar ya da muhalefet partileri değil hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun herkes, hepimiz için çok kötü bir görüntü.

Bence iki tarafa zarar veren bir manzara bu.

Kılıçdaroğlu kapıyı açtıramamış siyasetçi oluyor, bu bir zafiyet görüntüsü. İktidar da bütün ülkeye hizmet etmesi gereken Bakanlığın kapısını açmayarak kaybediyor.

Ancak kimse kusura bakmasın dünkü hadisede Kılıçdaroğlu hata yapmıştır.

Adeta mekan basmaya gider gibi MEB’in kapısına gitmek ortamı germek dışında kime ne fayda sağlayacak?

Kaldı ki aslen siyasetçi olmayan, bir devlet bürokratı olan Milli Eğitim Bakanı’nı kutuplaşmış siyasetin bir parçası haline getirmek doğru mu?

Ben Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’i göreve geldiği günden beri dikkatle takip ediyorum.

Yüz yüze eğitim konusundaki tavizsiz tavrını çok takdir ediyorum.

Geçen yıl koskoca bir seneyi gelişmiş dünyadaki örneklere tezat bir şekilde kapalı okul politikası ile geçirmemize yönelik yakarışlarım herhalde hala hafızalardadır. Mahmut Özer okulların açılıp, açık tutulması konusunda hakikaten örnek bir tavır sergiledi.

Ancak muhalefet ne okullar kapalıyken doğru dürüst bir ses çıkardı, ne açılınca bunu destekler güçlü bir tavır aldı. Açıkçası bunu anlamakta zorlanıyorum.

Bence muhalefet eleştirilerinde çok net bir karşı duruş sergileyip, desteklediği hususları ayırsa çok daha akıllıca davranır. Böylece kategorik olarak her şeye karşı olmadığı mesajını vermiş olur.

Mesela Mahmut Özer muhalefet tarafından temas içinde olunabilecek bir isim. Partizanca davranmıyor, herkesle görüşüyor, muhalif medyaya demeç veriyor vs…

Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerine “Bakan Özer doğrudan kendisini arasa ya da sosyal medya mesajlarını yayınlamasa randevu verir miydi?” diye sordum…

“Nagehan Hanım, Bakan Bey göreve geldiği ilk günden beri herkesle temas etmeye çalışan bir isim. Asla siyasi görüş gözetmedi, herkese kapısı açık oldu, ancak Sayın Kılıçdaroğlu öyle bir hava yarattı ki sanki ortada bir suçlu var ve baskın yapılacak. Bunun üzerine randevu verme ortamı ortadan kalktı. Aslında Bakan Bey başından beri başta Milli Eğitim Şurası olmak üzere birçok etkinlikte kimseyi ayırmadan herkese davet gönderdi, iletişim içinde olmak istedi. Ancak maalesef onlar gelmiyor.”

Açıkçası ben de Sayın Kılıçdaroğlu’nun dünkü hamlesini yanlış buldum. Bu gerginlik siyaseti kimseye yaramıyor.

Bunu Recep Tayyip Erdoğan yapınca muhalifler, cumhurbaşkanını kutuplaştırmakla, toplumu bölmekle suçluyor, Kılıçdaroğlu’nun dün yaptığı farklı mı?

Üstelik mütemadiyen bir yerlerin kapısından giremeyen bir ana muhalefet partisi lideri görüntüsü Türkiye’ye yakışıyor mu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.